

Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilenkaynak olarak ekleyin

ABD’nin New York kentinde 16 Temmuz 2024’te gündüz saatlerinde görülen ateş topu, ses hızını aşarak atmosferde güçlü bir patlama sesi oluşturdu. Atmosfere giren uzay kayasının parçalarından biri, kısa süre sonra New Jersey’nin Hillsborough bölgesindeki bir evin çatısını ve yatak odasının tavanını deldi.
Olaydan iki yıl sonra yayımlanan araştırma, “Hillsborough göktaşı” adı verilen parçaların Güneş Sistemi’nin erken dönemlerine ait şaşırtıcı kimyasal kanıtlar taşıdığını ortaya koydu.
YATAK ODASINA SİYAH PARÇALAR SAÇILDI
Ev sahibi, büyük bir çarpma sesi duyduktan sonra yatak odasının tavanında delik olduğunu gördü. Yatağın, halının ve odadaki eşyaların üzerine siyah parçalarla koyu renkli tozlar saçılmıştı. Odada ayrıca sülfürü andıran keskin bir koku vardı.
Yeryüzüne ulaşan göktaşının toplam ağırlığının 1 kilogramdan fazla olduğu bildirildi. Atmosferden geçerken ısınan kaya, çatıyı ve tavanı deldikten sonra çok sayıda parçaya ayrıldı.
Örneklerin bilimsel açıdan bu kadar değerli kalmasını sağlayan en önemli gelişmelerden biri, ev sahibinin hızlı ve dikkatli davranması oldu.

Amatör astronom olduğu belirtilen ev sahibi, parçalara çıplak elle dokunmadı. Tek kullanımlık eldiven takarak göktaşı parçalarını alüminyum folyoya sardı ve cam kavanozlara yerleştirdi. Olay yerini de ayrıntılı biçimde belgeledi.
Karbon bakımından zengin bu tür göktaşları, Dünya atmosferindeki nemi hızla emebiliyor. Çıplak elle dokunulması halinde derideki yağ ve nem de örneklerdeki hassas organik bileşikleri kirletebiliyor.
NASA’ya göre hızlı koruma işlemi, normal koşullarda Dünya atmosferindeki nemle tepkimeye girerek değişebilecek minerallerin ve organik maddelerin bozulmadan incelenmesini sağladı.
ANTİK TUZLU SUYUN İZLERİ BULUNDU
Araştırmacılar güçlü elektron mikroskopları kullanarak göktaşını milimetre ölçeğinden atom düzeyine kadar inceledi. Analizlerde, bazı küçük kaya parçalarında alışılmadık derecede yüksek sodyum yoğunluğu tespit edildi.
Göktaşındaki mikroskobik çatlakların, sodyum bakımından zengin maddelerle dolu olduğu görüldü. Bilim insanlarına göre bunlar, milyarlarca yıl önce göktaşının geldiği ana asteroit üzerinde bulunan tuzlu sıvıların bıraktığı kalıntılardı.
Saf sudan farklı olarak tuzlu sıvılar, çözünmüş elementleri taşıyarak içinden geçtikleri kayaların kimyasal yapısını değiştirebiliyor. Hillsborough örneğindeki minerallerin de bu süreç sonucunda dönüşüme uğradığı düşünülüyor.
BU GÖKTAŞI BİLİNEN SINIFLARA TAM UYMADI
Hillsborough göktaşı, karbon bakımından zengin ve Güneş Sistemi’nin en eski maddelerini barındıran CM tipi karbonlu kondritler arasında sınıflandırıldı. Bu kayalar, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce asteroitlerde gerçekleşen kimyasal süreçlerin kayıtlarını taşıyor.
Ancak örnek, yaygın CM2 göktaşlarına kıyasla sudan çok daha fazla etkilenmişti. Bazı bölümleri ise su bakımından daha yoğun biçimde değişime uğramış CM1 türünün özelliklerini gösteriyordu.
Bu nedenle göktaşı, iki grup arasındaki geçiş sınıfı olan CM1/2 olarak kayıtlara geçti. Hillsborough, düşüşü gözlemlenen yalnızca ikinci CM1/2 göktaşı oldu. İlk örnek, 2020’de Endonezya’nın Kuzey Sumatra bölgesine düşen Kolang göktaşıydı.
Araştırmanın başyazarı Peter Jenniskens, ev sahibinin hızlı müdahalesi sayesinde Hillsborough parçalarının bilinen en iyi korunmuş CM1/2 örnekleri olduğunu söyledi.
AMİNO ASİTLER VE ORGANİK BİLEŞİKLER TESPİT EDİLDİ
Göktaşında çok sayıda amino asitle birlikte farklı organik bileşikler bulundu. Amino asitler, canlılardaki proteinlerin oluşumunda kullanılan temel moleküller olarak biliniyor.
NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Danny Glavin, küçük bir Hillsborough parçasında tespit edilen amino asitlerin ve diğer organik bileşiklerin çeşitliliğinin araştırma ekibini şaşırttığını belirtti.
Bu çeşitliliğin, 1969’da Avustralya’ya düşen ve dünya dışı organik kimya araştırmalarının en önemli örneklerinden biri kabul edilen Murchison göktaşıyla karşılaştırılabilir düzeyde olduğu açıklandı.
BENNU VE RYUGU ÖRNEKLERİYLE BENZERLİK TAŞIYOR
Hillsborough göktaşındaki tuz bakımından zengin parçaların, NASA’nın OSIRIS-REx göreviyle Bennu asteroidinden ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı JAXA’nın Hayabusa2 göreviyle Ryugu’dan Dünya’ya getirilen örneklerle benzer süreçlerden geçtiği belirlendi.
Araştırmacılar, bu örneklerin tamamen aynı olmadığını ancak ana asteroitlerinde su ve tuzlu sıvılarla benzer biçimde değişime uğradığını ifade etti.
Hillsborough keşfi, tuz kalıntılarının CM tipi bir karbonlu kondrit göktaşında ilk kez tespit edilmesi bakımından da önem taşıyor. Bulgular, tuzlu sıvıların ilkel asteroitlerde daha önce düşünülenden yaygın olabileceğini gösteriyor.
KÖKENİ İÇ ASTEROİT KUŞAĞI OLABİLİR
New Jersey çevresindeki kameralar ve hava radarları, göktaşının atmosferdeki hareketini kaydetti. Bu veriler laboratuvar sonuçlarıyla birleştirildiğinde, kayanın Güneş Sistemi’ndeki yolculuğu geriye doğru hesaplandı.
Araştırmacılar göktaşının, iç asteroit kuşağındaki Erigone ailesinden gelmiş olabileceğini düşünüyor. Bu bölgede bulunan Donaldjohanson asteroidi, NASA’nın Lucy uzay aracı tarafından 2025’te ziyaret edilmişti.
Ancak Lucy’nin ziyaret ettiği asteroidin doğrudan Hillsborough göktaşının ana cismi olduğu kanıtlanmış değil. Bulgular yalnızca göktaşının aynı asteroit ailesinden gelmiş olabileceğine işaret ediyor.
‘YAŞAMI’ DEĞİL, KİMYASAL YAPI TAŞLARINI TAŞIYOR
Hillsborough göktaşında amino asit ve organik bileşik bulunması, kayanın içinde yaşam olduğu anlamına gelmiyor. Bulgular, yaşamın oluşması için gerekli bazı kimyasal yapı taşlarının asteroitlerde meydana gelebileceğini ve göktaşlarıyla Dünya’ya taşınabileceğini gösteriyor.
Yayımlanan araştırmaya göre, tuzlu sıvılar asteroitlerin içindeki organik kimyayı etkileyerek yaşam açısından önemli moleküllerin oluşabileceği ortamlar meydana getirmiş olabilir.
Bilim insanları, ilkel asteroitlerdeki suyun geçmişini takip etmenin erken Güneş Sistemi’nde suyun ve yaşam için gerekli kimyasal maddelerin nasıl dağıldığını anlamaya yardımcı olacağını belirtiyor.

